Ana içeriğe atla

Kayıp bir Şubat gecesinin hikâyesi.


Pencerenin başındayım.

Ay, yıldızlar çam ağaçları.

Tüm gün düşünüyorum, tüm gece düşünüyorum, şiirlerde, şarkılarda, sessizliklerde düşünüyorum.

Sonra gün geçiyor, saatler, hayatı durduruyormuşum, yada durdurmak istiyormuşum gibi, şu pencerenin başına oturuyorum.

Hayret sigara yok elimde, sigara içmiyorum.

Ay yıldızlar çam ağaçları.

Yeterince yüksek değil bu ev, hangi köşesinden bakarsam bakayım, hangi penceresinin başıma geçersem geçeyim, sadece ay yıldızlar ve çam ağaçları. Seni göremiyorum.

Ne denizi, ne kuşları, ne güneşi, nede İstanbul'u.

Ne kadar kabullenmek istemesemde canının yandığının farkındayım.

Mutlu olduğun anları yalanlamadan bunun farkındayım.

Canın yanıyor, canın acıyor.

En çok geceleri dokunuyor yokluğum, en çok geceleri seviyorum.

Kötü değilim, ağlamıyorum, mutsuzluk da değil bu huzursuzluk da değil, sadece sessizlik.

Sadece ay yıldızlar ve çam ağaçları.

Olduğum yerin bir ismi olsun istemiyorum, hele ki şuan, şu kentin bir ismi olmamalı, şu sokağın, bu evin, evimin duvarındaki numara olmamalı, telefonum olmamalı, ismim olmamalı, adresim olmamalı.

Hiçbir yere hiçbir şeye aitliğim olmamalı.

Şuan koltuğunda oturduğum oda misafir odası, koskocaman bir penceresi var, iplik perdesi.

Kendime kızıyorum her şey için, sana da kızıyorum ama kendime daha çok.

Anlatamadığım o kadar çok şey var ki, anlatmadığın halde bildiğim şeyler de var.

Sessizliğin içine mahkum ettiğim koca bir gündü bu, sonsuz bir akşamdı, tekrar tekrar üzerime düşen bir gece.

Sonra kendimi tutamadım baktım, koskoca bir acı, mezeler, sofralar, buz taneleri, beyaz.

Koskoca siyah bir gecenin içinde.

Benim yüzümden olmamalı.

Bir çok şey.

Belki kızgınsın bana, öfkelendiğini iyi biliyorum.

Seviyorsun da, inanıyorum buna.

Yoksa şuan bu pencerenin başında olmazdım.

Aya yıldızlara çam ağaçlarına hakaret eder gibi, 

yokluğuna …

Neyse.

Koskoca ömürde bir gün, kaç gün geçti bugün gibi biliyor musun, kaç akşam, kaç gece, kaç şiir, kaç şarkı, kaç sessizlik.

Şu ip perdeyle kaç defa oynadım, kaç defa sustum.

Sonra kendime yenik düşüp kaç defa sana koştum.

Dakikalarca ne desem diye düşündüm, ne desem, ne desem, ne desemde iyi olsa.

Hani her şey iyiymiş gibi olsa, sevimli olsa, masum olsa, temiz olsa, imkansız olmasa.

Bu odaların içine karton karton eşyalarımı hayatımı geçmişimi taşırken rastladım sana. 

Tüm o telaşelerin içinde koşup koşup geldim, sığındım, dizine oturdum, anlattım.

Bir çok şeyi sustum, bir çok şeyi dinledim.

Hani, yaşarken, vakit geçerken, ben nefes alırken, içimde kocaman bir …

Aptalca belki

ama

Sen sanki orada beni bekliyorsun ve ben burada küstahça hayatıma devam ediyorum gibi hissediyorum, hayat devam ediyorum, hayat durmuyor.

Her gün biraz daha yaşlanıyorum, her gün biraz daha yoruluyorum, her gün seni biraz daha çok özlüyorum.

Iplik perdeler saçlara benziyor biliyor musun, tutupta parmaklarının arasından geçirince insan, sanki saçlarına dokunuyormuş gibi, bana biraz huzur veriyor.

Aralandığında, pencereden dışarısı hiç değişmiyor, aynı çatılar, aynı ağaçlar, aynı gökyüzü, tek gökyüzü.

Çok eskilerden bir şarkı dinledim bugün, seni hatırlattı bana.

Insan bazı şeyleri seçemiyor biliyor musun, geç kalıyor, erken geliyor. Biz insanlar olmayacak her şeyi seviyoruz, zor olanı, imkânsız olanı.

Aklımda, unutmadım sözümü,

devamlı gülümsüyorum.

Yüzümü asarken de, üzülürken de, kendimi berbat hissederken de gülümsüyorum.

Ne olur mutlu ol.

Seni ne mutlu ediyorsa o ol.

Sen benden güzelsin.

Yoksa denize yakın olmazdın, denizim olmazdın.

Daha yüksek olmalıydı bu ev.

Evinin ışığını görsem yeterdi belki, sokağının çöpünü, yolunun kavşaklarını, ağaçlarının gölgelerini, mahallende büyüyen çocukları.

Seni çok seviyorum.

----------

demiş kadın pencerenin ardından,
dinlemiş ay,
susmuş yıldızlar,
tüm ağaçlar, ama tüm ağaçları yeryüzünün utanmış varlıklarından sessizce.

Sukalemi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kuşlar ve balıklar

Masallara inanan bir çocuktum ben, bileklerimde çiçekler açardı, ağzımda kelebek tozları. Kışa ve göğe inancımı, yaza ve denize kavuştukça yücelttim. Hayaller kurduğum, insanlardan gizli, gerçekten çok daha ileride bir dünyam vardı, orada bittikçe var oldum. Durakları sevdim hep, köprüleri, ayrılmaktan ve gitmekten nefret ettikçe sevdim yolları. Son bakışlar, son sözler, sımsıkı sarılmalar, yalvarırcasına beni avutun bakışları. Böyle böyle büyüdüm hep, kuşlar edindim, balıklar edindim, bahçeler, duvarlar, odalar, odalarda yanan ve tükendikçe yenilenebilen ışıklarda beliren sadık gölgeler. Masallara inanan bir çocuktum, şiire tutunan bir kadın oldum. Müziklerde kıvranırken, d...

1:25 duy beni

Gece ayazından sesleniyorum, sokaklardan, isimsiz kapı önlerinden, pencere pervazlarından, kırık dökük lamba ışıklarından, yaralı vakitlerden, Duy beni ! Adımlarımla tekrar tekrar okşadığım bir kentten, koynuna girip nefesimle temize çektiğim kuytulardan sesleniyorum. Kat kat üşüsemde gizlemediğim ellerimle, ses etmeden hiç, tüm göğe adanmışlığıyla yüzümün. Unutmadan bir an bile olsa yerini kalbimin sesleniyorum. Hayatın uzak bir kıyısında yürürken ve soluklanırken ihtiyar kediler gibi zaman zaman, uçamazken ama kanatlanırken sesleniyorum. Duy beni ! Soğuk ya buralar, çok soğuk ya ellerim. Ilık ılık içimden akan mavi nehir sensin, o yüzden kaybolup gitmemişliğim. Hep o yüzden bu koku, bu dallar, böyle çiçeklere benzeyişim. Sesleniyorum.. Toprağından göğüne kadar hayatın, tek hakikatim. Aç kollarını, evimi özledim.

Sonsuz kavuşma

Heyecanlıyım, her buluşmamız bir kavuşmaktır çünkü aşk katında, bunu biliyorum. Ne o özlem dolu günler, ne yalnız geçen geceler  ne de incinmişliklerim bir anlam taşımıyor artık. Gün boyu koştururken, yüzümde kocaman bir tebessüm hep ayakta dimdik tutuyordu beni böyle günlerde, başı dik bir gönülle seviyorum. Hiçbir şarkı hüzünlendiremiyordu, çünkü yüzünü avuçlarımda hissediyordum bile sanki, ve hicbir şiir eksik gelmiyordu. Hele ki kitaplar, durduk yere sayfalarının arasına burnumu gömüp gömüp kokularını içime çekiyordum. Bugün saydım, yedi odanın beşinde başkanmış birer kitap vardı, kokuları bana aitti, onun ki gibi. O'na okuyacaktım, ona anlatacaktım, onunla harmanlanacaktı çünkü hepsi. Bu sevgiliyi hayatın her yanına iliştirmekten fazlasıdır, toprağı ekmektir, suyu içmek, ekmeği öpmektir ve bir adamı sevmek. Sevmek kutsaldır. Günlerin akıp gidişini bile farkedemiyordum, güneş her penceremi bir defa öperek batar benim. Yine farkedemedim. Mutfağımdan do...