Ana içeriğe atla

Bir bayram gecesi'

Evet kabul ediyorum ben normal bir insan değilim.
Ama normal neydi ki ?
Neyse
Bu saatte mutfağımdayım ve kendime kahve yapıyorum.Sanki tüm günün ikramları yetmemiş gibi, evin içine yayılan sırf bu koku için bile uykumun belki hiç gelmeyeceğini göze alabiliyorum. Geberiyorum yorgunluktan ama yapacak bir şey yok.
Bu saatte uyanık olan insanların hep mutsuz olduğu söylenir, doğru değil. Bazen birilerini beklediği söylenir, ki beklemişliğim olmuşsa da, artık diyorum birilerini bekleyecek kadar usul usul geçmiyor zaman.
Yani, doğru değil.
Vampir de değilim, soran olmuştu bunu geçen gün birisi.
Öyle veya böyle, ciddi veya şaka, tek gerçek olan şu.Gece cazibeli, gece kıvrak, ve gece bensiz kalamayacak kadar mükemmel.
Yalın ayak loş ışıklı korodorlarda yürürken kedi oluyorum bazen, kuzgun oluyorum, kadın oluyorum.
Sonra
Bir saniye.

Kahvem fincanım için köpürürken susmalıydım, bir dal yetmeyebilir ama uyarmalıyım kendimi. Artık müsade sessizlik içinde sesini yitirmişlerindir.
Perdelerimin kıpırdayışına aşık olacağım bu gece, eminim. Ve işte serin bir haziran,boy boy, renk renk, balkon demirlerinden sarkıyor göğe.
Şerefine ey kalp, şerefine göğsümün süsü, şerefime.
Hadi !
artık söylemeyelim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kuşlar ve balıklar

Masallara inanan bir çocuktum ben, bileklerimde çiçekler açardı, ağzımda kelebek tozları. Kışa ve göğe inancımı, yaza ve denize kavuştukça yücelttim. Hayaller kurduğum, insanlardan gizli, gerçekten çok daha ileride bir dünyam vardı, orada bittikçe var oldum. Durakları sevdim hep, köprüleri, ayrılmaktan ve gitmekten nefret ettikçe sevdim yolları. Son bakışlar, son sözler, sımsıkı sarılmalar, yalvarırcasına beni avutun bakışları. Böyle böyle büyüdüm hep, kuşlar edindim, balıklar edindim, bahçeler, duvarlar, odalar, odalarda yanan ve tükendikçe yenilenebilen ışıklarda beliren sadık gölgeler. Masallara inanan bir çocuktum, şiire tutunan bir kadın oldum. Müziklerde kıvranırken, d...

1:25 duy beni

Gece ayazından sesleniyorum, sokaklardan, isimsiz kapı önlerinden, pencere pervazlarından, kırık dökük lamba ışıklarından, yaralı vakitlerden, Duy beni ! Adımlarımla tekrar tekrar okşadığım bir kentten, koynuna girip nefesimle temize çektiğim kuytulardan sesleniyorum. Kat kat üşüsemde gizlemediğim ellerimle, ses etmeden hiç, tüm göğe adanmışlığıyla yüzümün. Unutmadan bir an bile olsa yerini kalbimin sesleniyorum. Hayatın uzak bir kıyısında yürürken ve soluklanırken ihtiyar kediler gibi zaman zaman, uçamazken ama kanatlanırken sesleniyorum. Duy beni ! Soğuk ya buralar, çok soğuk ya ellerim. Ilık ılık içimden akan mavi nehir sensin, o yüzden kaybolup gitmemişliğim. Hep o yüzden bu koku, bu dallar, böyle çiçeklere benzeyişim. Sesleniyorum.. Toprağından göğüne kadar hayatın, tek hakikatim. Aç kollarını, evimi özledim.

Sonsuz kavuşma

Heyecanlıyım, her buluşmamız bir kavuşmaktır çünkü aşk katında, bunu biliyorum. Ne o özlem dolu günler, ne yalnız geçen geceler  ne de incinmişliklerim bir anlam taşımıyor artık. Gün boyu koştururken, yüzümde kocaman bir tebessüm hep ayakta dimdik tutuyordu beni böyle günlerde, başı dik bir gönülle seviyorum. Hiçbir şarkı hüzünlendiremiyordu, çünkü yüzünü avuçlarımda hissediyordum bile sanki, ve hicbir şiir eksik gelmiyordu. Hele ki kitaplar, durduk yere sayfalarının arasına burnumu gömüp gömüp kokularını içime çekiyordum. Bugün saydım, yedi odanın beşinde başkanmış birer kitap vardı, kokuları bana aitti, onun ki gibi. O'na okuyacaktım, ona anlatacaktım, onunla harmanlanacaktı çünkü hepsi. Bu sevgiliyi hayatın her yanına iliştirmekten fazlasıdır, toprağı ekmektir, suyu içmek, ekmeği öpmektir ve bir adamı sevmek. Sevmek kutsaldır. Günlerin akıp gidişini bile farkedemiyordum, güneş her penceremi bir defa öperek batar benim. Yine farkedemedim. Mutfağımdan do...