Ana içeriğe atla

İstemem


İnsan kendini kayıp vakitlerde tanıyor en çok. Alıştırıyor hatta öğretiyor yüreğine ne yapması gerektiğini. Söz geçmezliği aştım, rahatlığım onca taş kesilmişliğim kadar.. Uzayıp gidiyor yollar önümde, uzanıp hiçbir hayale kapılmıyorum. Bir şeyleri beklerken yakaladıkça kendimi, daha çok sarkıyorum yeryüzüne, daha çok tutunuyorum ki daha da çok canı yanıyor göğün.. Düşlerin düştüğü yerlere dudaklarımı asıp nefesime hapis kılıyorum göğsümü.

Ve işte gölgelerin çiçeklerine ışık tutan sokak lambaları, işte kaldırım tenhaları, işte yıldız tozlarının rüzgarı, işte kimsesizlik, işte tercihler, işte hayatın kendini tekrarlayıp duran yankısızlığı.

Pencereleri sımsıkı mühürlü onca evin arasında benim özgürlüğüm bu. Üşüyen ellerim ne güzel, ne güzel gece ve ne güzel omuzlarımda şımarmaya can atan yaralarım. İzin vermeyeceğim.

İşte ! Kendime rastladım birden yine, geç vakit cesaretime, kıpırdayan nabzıma aldırış etmedim.. İstemem dedim hiçbir şey hiç kimseyi istemem. Ne olursa olsun..İstemem !.

Yorulmaya hakkım olmalı artık benimde.. İstemem bana hatırlatmayın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kuşlar ve balıklar

Masallara inanan bir çocuktum ben, bileklerimde çiçekler açardı, ağzımda kelebek tozları. Kışa ve göğe inancımı, yaza ve denize kavuştukça yücelttim. Hayaller kurduğum, insanlardan gizli, gerçekten çok daha ileride bir dünyam vardı, orada bittikçe var oldum. Durakları sevdim hep, köprüleri, ayrılmaktan ve gitmekten nefret ettikçe sevdim yolları. Son bakışlar, son sözler, sımsıkı sarılmalar, yalvarırcasına beni avutun bakışları. Böyle böyle büyüdüm hep, kuşlar edindim, balıklar edindim, bahçeler, duvarlar, odalar, odalarda yanan ve tükendikçe yenilenebilen ışıklarda beliren sadık gölgeler. Masallara inanan bir çocuktum, şiire tutunan bir kadın oldum. Müziklerde kıvranırken, d...

1:25 duy beni

Gece ayazından sesleniyorum, sokaklardan, isimsiz kapı önlerinden, pencere pervazlarından, kırık dökük lamba ışıklarından, yaralı vakitlerden, Duy beni ! Adımlarımla tekrar tekrar okşadığım bir kentten, koynuna girip nefesimle temize çektiğim kuytulardan sesleniyorum. Kat kat üşüsemde gizlemediğim ellerimle, ses etmeden hiç, tüm göğe adanmışlığıyla yüzümün. Unutmadan bir an bile olsa yerini kalbimin sesleniyorum. Hayatın uzak bir kıyısında yürürken ve soluklanırken ihtiyar kediler gibi zaman zaman, uçamazken ama kanatlanırken sesleniyorum. Duy beni ! Soğuk ya buralar, çok soğuk ya ellerim. Ilık ılık içimden akan mavi nehir sensin, o yüzden kaybolup gitmemişliğim. Hep o yüzden bu koku, bu dallar, böyle çiçeklere benzeyişim. Sesleniyorum.. Toprağından göğüne kadar hayatın, tek hakikatim. Aç kollarını, evimi özledim.

Sonsuz kavuşma

Heyecanlıyım, her buluşmamız bir kavuşmaktır çünkü aşk katında, bunu biliyorum. Ne o özlem dolu günler, ne yalnız geçen geceler  ne de incinmişliklerim bir anlam taşımıyor artık. Gün boyu koştururken, yüzümde kocaman bir tebessüm hep ayakta dimdik tutuyordu beni böyle günlerde, başı dik bir gönülle seviyorum. Hiçbir şarkı hüzünlendiremiyordu, çünkü yüzünü avuçlarımda hissediyordum bile sanki, ve hicbir şiir eksik gelmiyordu. Hele ki kitaplar, durduk yere sayfalarının arasına burnumu gömüp gömüp kokularını içime çekiyordum. Bugün saydım, yedi odanın beşinde başkanmış birer kitap vardı, kokuları bana aitti, onun ki gibi. O'na okuyacaktım, ona anlatacaktım, onunla harmanlanacaktı çünkü hepsi. Bu sevgiliyi hayatın her yanına iliştirmekten fazlasıdır, toprağı ekmektir, suyu içmek, ekmeği öpmektir ve bir adamı sevmek. Sevmek kutsaldır. Günlerin akıp gidişini bile farkedemiyordum, güneş her penceremi bir defa öperek batar benim. Yine farkedemedim. Mutfağımdan do...